20 Şubat 2017 Pazartesi

Ziyafet Sofrası


Geçenlerde kardeşimin yaş günü için hazırladığım "Parti Zamanı" başlıklı yazımda yemek sunumundan bahsedememiştim. Mutfağa hazırladığım servis soframın bir kısmı bu şekildeydi. 

Sunumlarda hep beyaz servis tabaklarını tercih ediyorum ki, ikramların görselliği öne çıksın. 




Menüde yer alan ikramların bazıları şöyle: Resimde yer almıyor ama Hamsili Pilav (O sırada fırında pişiyordu. Sonra da çekmeyi unuttum), Çerkes Tavuğu, Mercimek Köfte, Vişneli Yaprak Sarma, Patlıcan Salata, Haydari, Narlı Roka salatası, Kuru Domates, Acılı Ezme, Coleslaw Salata, Pastırmalı-Ispanaklı Börek.
Tatlılardan, daha önce paylaştığım doğum günü pastası olan "Kedi dilli Cheesecake" in yanı sıra Havuçlu Kek, Elmalı Pay, İncirli Toplar ve Kabak Tatlısı vardı.




16 Şubat 2017 Perşembe

ÇAY SAATİ!


Bir zamanlar bu fotoğrafla bir yarışmaya katılmıştım. Blogun adını vermeyeceğim ama, sahibesinin adı Zeynep. Kendisi maalesef arkadaşına kazandırmak için elinden geleni yapmıştı basit bir hediye için! O zaman bu blog işinden soğuduğum dan uzunca bir süre uzak kaldım ve hiç bir yarışmaya katılmadım. Maalesef ülkemde neredeyse her şey yalan dolan, kandırmaca!
Eskileri karıştırırken rastladım bu fotoğrafa ve aklıma geldi birden...

BANSKO- Ne alınır?


 Bansko ile  ilgili yazılarımın sonuncusu da alışveriş ile ilgili. Aldıklarımı şöyle masanın üstüne yaydım. 


El yapımı seramikler oldukça yaygın. Ben fotoğraftaki gibi panolara bayıldım. Bir de çeşitli hayvanlar var. Bu eşek çok sevimli geldi. Fiyatları ucuz sayılmaz, ama el emeği olduğu düşünülünce pahalı da denilemez.


Bu toprak kaplardan tabii ki ülkemizde çok var. Belki daha ucuzu ve daha güzeli, ama ben hatıra olarak almak istedim. Onların fiyatları da normal. Ucuz olanı da var, pahalı olanı da.


Alınabilecek en uygun hediyelikler, özellikle gülden yapılmış sabunlar ve kremler. Ben bir tarafı sabun, bir tarafı sünger olanlara bayıldım (değişik kokulardan olanları var). 



Son olarak market alışverişi var. Dönüşte sınıra yakın, yol üzerinde bir market zincirinde durarak mutfak alışverişi yaptık. Çeşitli peynirler, havyar, Balkanların meşhur kahvaltılığı ajvar (patlıcan-biber közlemesi) özellikle favorilerimiz arasında ve fiyatları nispeten uygun.
Bir sonraki durak kavurma yemek üzere, Kapıkule'ye çok yakın bir tesis:"Mustafa'nın Yeri". Burada içkiler de uygun. Çeşitli içkilerle beraber Bulgaristan'a özgü şaraplar ve çeşitli meyvelerden rakıları alabilirsiniz. Türkiye'ye göre oldukça makul, hele sınırdaki duty-free'den çok daha ucuz.  















14 Şubat 2017 Salı

BANSKO -Ne Yenir, Ne İçilir?



Bansko'da konaklamaya sadece kahvaltı dahildi. Otelin kahvaltı seçeneği çoktu ama bizim damak tadımıza pek uygun değildi. Ben her zamanki gibi beyaz peynirimi ve zeytinimi yanıma almıştım.
 Orada da peynir, zeytin var ama dediğim gibi lezzetli değillerdi. Reçelleri de bizimkinden farklı. Sıcak olarak her gün sucuk, salam      vardı ama domuz ve dana karışık olduğundan yiyemedik. Sonuç olarak kızarmış ekmek/tereyağ, yumurta vs karnımızı doyurduk.

Bansko'da çok sayıda, her keseye uygun, çeşitli yemek seçenekleri mevcut. Ayak üstü bir şeylerde atıştırabilirsiniz,lokantaya gidip   şarap eşliğinde mükellef bir yemekte yiyebilirsiniz. Bizim gibi tavuk dönerciler her köşe başında var (dürüm tavuk döner 8 TL civarında). Dışarıda oturup dilim pizza (6 TL), hamburger vs   alabilirsiniz.                                                                                                  




Biz ilk akşam, ana cadde üstünde, dışarıda kuzu çevirme yapılan bir lokantaya gittik.Grup olarak ortaya karışık et getirelim dediler. Fotoğrafta gördüğünüz et 5 kişilikti ama ne biz ne de diğer masadakiler bitiremedik. Ön tarafta görülen geğik eti, arkasındaki kuzu ve dana şiş. Et yanar dönerli bir şekilde, törenle sofraya geldi ama sonunda fatura da bayağı kabarık geldi. Sipariş verirken pazarlığınızı net yapın. Maalesef fix menu gibi bir kavram yok.



Kızartma ile karışık salataları meşhurmuş (fotoğrafta üstte). Alttaki peynirli, bir özelliği olmayan salataydı.




Aslında "Mehana" denilen yerler daha uygun ve gruplara istediğinizde fix menu yapıyorlar. 20 levaya et, salata, ciğer sarma ve içecek verebiliyorlar. Her mekanda canlı müzik var ve sesleri de gerçekten çok güzel. Çoğu Türkçe de söylüyor. "Ankara'nın bağları" bile çalınıyordu! Şarap Türkiye'ye göre daha uygun ve çeşitli.


Ertesi gün et yemek istemediğimizden, sadece çorba içmek istedik. Bistro tarzı, küçük mekanda bile çok güzel canlı müzik vardı. Porsiyonlar gerçekten çok doyurucu. Çorbalar bizim usul gibi değil, sulu yemek adeta. Gulaş çorbası aslında bildiğimiz gulaş gibi, içi et dolu. Tavuk ve kuzu çorbası da öyle.  Yanında sarımsaklı, peynirli ekmek de gayet lezzetli.    
Gece hayatı da oldukça hareketli. Çok sayıda gece kulübü, disko, bar mevcut. Etrafta birkaç lunapark var. 

Bansko ile ilgili bir önceki yazımı okumadıysanız, genel bilgi almak için mutlaka okuyun derim. Bir sonraki yazım Bansko da alışveriş ile ilgili olacak. Sevgiyle kalın!..

12 Şubat 2017 Pazar

BANSKO - Kayak Merkezi



Sömestr tatilinde adını sıkça duyduğumuz Bulgaristan'ın kayak merkezi Bansko'ya bir grupla gitmeye karar verdik. İzmir'den otobüse binerek, 20 saatte otelimize vardık. Denilene göre Cumartesi olduğundan, sınırda her iki tarafta da epey bir bekledik. Bizim pasaportlar yeşil olduğundan vize almadık tabii. Ama sanırım normal pasaportlara Bulgaristan bizzat kendisi vize vermek istiyormuş. Güzel bir kar manzarası eşliğinde, yollardan kıvrılarak gittiğimizden sıkılmadık. Yunanistan'dan gidilirse daha yakın olduğunu öğrendik bu arada.



Otelimiz temiz ve gayet genişti, apart otel tarzında. Fiyatlar da oldukça uygun. Sanırım birçok otel burada aynı tipte imiş. Açık mutfağında ocak ve su ısıtıcısı vardı. Yanımızda çay ve küçük demlik getirdiğimizden, odamızda nispeten Türk çayı içebildik. Sanırım biz Türklerin en büyük sıkıntısı yurt dışında demleme Türk çayı olsa gerek ! Manzaramız da yukarıdaki fotoğrafta yer alıyor. 


Bansko büyük bir kasaba aslında, yani sadece kayak merkezi değil. Dolayısıyla pistlere ulaşabilmek için merkezden, fotoğrafta görülen "gondol" denilen teleferiklere binmeniz gerekiyor ya da ring yapan minibüslere. Yaklaşık 30 dk tırmanıyorsunuz. Oradan çeşitli pistlerden gün boyu yararlanabiliyorsunuz. Her seviyeye uygun pist var. Ülke özlemi hiç duymadık, zira etrafta en çok biz, Türkler vardık. Ayrıca esnafta (aynen bizim turistlere yaptığımız gibi) Türkçe kolunuzdan çekerek müşteri kapmaya çalıştığından birçok şey tanıdıktı!


Bu fotoğrafı teleferikte iken çektim, yaklaşık yolun yarısı. Aşağıda görülen yer Bansko kasabası. Sanırım en pahalı şey, ski-pass lar. Çünkü yetişkin günübirlik 58 leva, çocuk 40 leva idi. Levayı 2 ile  çarptığınızda Türk parası ediyor. 12:30 dan sonrası için yarım günlük alırsanız 48 leva. Bir kaç günlük aldığınızda çok olmasa da bir indirim yapıyorlar. Diyeceğim o ki, eğer hakkını veremeyecekseniz hiç bulaşmayın. Yanlız şu iyiliği var ki, bu fiyatın içinde dağda başınıza gelebilecek kazalara karşı da sigortalısınız. Zira bizim gruptan kayıp kolunu kıran birisine hemen orada müdahale edilip, kolu alçıya alındı. Sigortadan Türkiye'ye dönünce parasını geri alacaktı. 
İllaki tepeye çıkmak ve kafelerde oturup, gelen geçene bakmak istiyorum derseniz, yukarıya çıkaran ve indiren minibüsler ya da taksi-dolmuşlar var(10 leva tek yön). Tabii ki kaymasanız da mutlaka tepeye çıkın görün. Aşağıya isterseniz tekrar minibüsle inebilirsiniz ya da yürüyebilirsiniz de. Şunu da eklemeliyim ki, kayak kiraları çok uygun. Grup olarak anlaşırsanız, günlük kayak takımı 10 leva, yani 20 TL. İsterseniz ayrıca kayak kıyafeti de kiralanabiliyor. Mutlaka pazarlık yapın!

Gitmeden önce araştırma yaptığımda oradaki kayak mağazalarının gayet uygun olduğunu okumuştum ama kazın ayağı hiçte öyle değil. Türkiye'den farklı değil fiyatlar, hatta ben bazı şeyleri daha ucuza aldım. Bunda tabii ki değerini yitiren paramızın da büyük payı var!

"Ne yeyip içtiğini değil, ne gördüğünü anlat" dediklerinden ben de öncelikle ne gördüğümüzü anlatmaya çalıştım. Ama bir sonraki yazımda ne yeyip içtiğimizden ve alışverişten bahsetmek istiyorum. 











10 Şubat 2017 Cuma

KAHVALTI ZAMANI


Bu hafta sonu kahvaltıya farklı bir şeyler hazırlamak istedim. Dışarısı soğuk ama neyse ki güneşli. Onun için biz de keyifle sofraya oturduk. İlk olarak fırına verdiğim baharatlı, kaşarlı ekmek tarifini paylaşayım. 



Bunun için öncelikle tercihen esmer (tahıllı/tam buğday/çavdar vs) ekmek kullanırsanız daha iyi olur. Hatta çok taze olmasın ki, içine tereyağını rahat süre bilesiniz. Ekmeği fotoğraftaki gibi verev olarak mümkün olduğunca çok kesin. İçine (tereyağ+biberiye+kırmızı biberi) karışımını sürdükten sonra, son olarak rende veya ince dilim kaşarları yerleştirin. Üzerini aluminyum folyo ile kaplayarak, fırına verin. Kaşarlar eridikten sonra mis gibi ekmeğiniz hazır! 

Resmini çekmeyi unutmuşum ama, diğer bir tarifim, Zeytin Salatası: doğranmış yeşil zeytinleri, dövülmüş cevizi, yeşil soğanı ve kuru domatesi harmanlayın. Ayrı bir yerde biber salçası, nar ekşisi ve zeytinyağını karıştırın ve malzemelerle buluşturun.

Son olarak Peynirli Toplar: beyaz peynir, domates kurusu (ıslatıp, rondodan çekilecek), çörek otu, çekilmiş ceviz ve dereotunu zeytinyağ ekleyerek yoğurun ve top şeklinde elde yuvarlayın.
Şimdiden afiyet olsun!

24 Ocak 2017 Salı

PARTİ ZAMANI








Hafta sonu kız kardeşime sürpriz doğum günü partisi yapmak için kolları sıvadım. Klasik yaş günü olmasını istemediğim için farklı bir şeyler istedim bu sefer. Haberi olmadan arkadaşlarına haber verdim ve güzel bir kutlama hazırladım.

İnternet ten çok daha önceden sipariş vermiş olduğum yaş günü balonlarını oğlum kolayca şişirdi. Duvara bantla yapıştırdık, hafif olduğundan kolayca tuttu.





Daha sonra çeşitli yerlerden seçerek topladığım balonları şişirdik. Maalesef istediğim pembe tonlardaki balonları kolay bulamadım. Sonunda Migros'ta karışık halde satılan balonlardan birkaç paket alarak içlerinden uyanları seçtim. Bu arada kırtasiye malzeme çeşitleri çok bol ve daha uygun burada. Balonların düğüm yerlerinin hemen üstünden iğne ile aynı ipe dizdik ve bantlayarak duvara monte ettik. Aralardaki açıkları kapatmak için de küçük balonları diğerlerine gene bant yardımıyla yapıştırdık.



Parti için gerekli malzemeleri hazırlarken, gene daha önce internet ten sipariş vermiş olduğum diğer aksesuarları da çıkardım ve çubuklarına yapıştırdım. Masanın ortasına pembe-beyaz çiçekleri yerleştirdim. (Normalde aksesuarlar çiçeğin içinde değil; ben daha kolay görülsünler diye şimdilik oraya koydum!)


 Geriye pastamız kaldı. O da her zaman yaptığım "Kedi dilli Cheesecake" oldu. Tarifi"yemek tarifi" kısmında mevcut. Vişneleri yazın bahçemizden toplayıp, derin dondurucuya atmıştım. Şimdi dolaptan çıktığı gibi pastanın üzerini yeni toplanmışçasına aynı tazelikte süslüyorum ve bir o kadar da lezzetli oluyor.



Her şey yolunda gitti ve en önemlisi kardeşim mutlu oldu. Sonuç olarak biz erdik muradımıza!..


7 Aralık 2016 Çarşamba

Karasu Kaçamağı

Hafta sonu adını sıkça duyduğum Adapazarı'na bağlı Karasu'da aldık soluğu. Ankara'dan Adapazarı otobandan yaklaşık 3 saat, Karasu da 56 km. Pek hayalimdeki tatil yöresi ile karşılaştığım söylenemez doğrusu. Turizm adına pek bir şey yapılmamış. Halen inşaat halinde ama çevre düzenlemesi, altyapı vs. adına kat edilecek çok yol var. Güzel olan uçsuz, bucaksız güzel kumlu plaj. Bütün sahil boyunca denize giriliyordu. 
Kalabileceğimiz birçok apart otel ve pansiyon denemelerimiz başarısızlıkla sonuçlandı. Maalesef kirli ve gereksiz pahalıydılar. Tam pes etmek üzereyken, son olarak "Karasu Otel"i denedik ve içimize sinerek o gece konakladık. Ertesi gün olimpik havuz ve küçük aqua-park'ının tadını çıkardık.



Çevrede gezilebilecek yerleri soruştururken "Acarlar Longozu"n dan bahsettiler. Otelden ayrıldıktan sonra yaklaşık 15 dk sonra oradaydık. Muhteşem bir tabiat harikası, çok güzel ahşap yürüme yolu yapmışlar. Bizde ailece tur atmak için pedallı yunuslara bindik. Nilüferler ve ördekler arasında gezi çok hoştu doğrusu!






Oradan çıkıp, merkeze geri dönerken Sakarya nehrinin denize döküldüğü dalyana geldik. Buna şahit olmak çok güzel...

Ankara'ya dönüşte, diğer taraftan yani Akçakoca üzerinden geri döndük. Karasu'dan sonra yol oldukça virajlı  ve dar (klasik Karadeniz) ama bir o kadar da keyifli, özellikle Melenağzı'na hayran kaldık. Kısa bir süre sonra Akçakoca'ya geldik. Öğle yemeğimizi yedikten sonra yol üzerinden biraz saparak varabileceğimiz "Fakıllı Mağarası"nı görmeden gitmek olmaz dedik. Köy içinden geçerek bu küçük mağaraya geldik. Açıkçası çok muhteşemlerini gördüğümüzden, bu bize oldukça iddiasız geldi ama görmeden bilinmez tabii... Bu arayı da gördükten sonra, böylece Bütün Karadeniz şeridini eksiksiz tamamlamış olduk.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...